|
01 Haziran 2010

Yeryüzü coğrafyasında, gönül haritalarına muhabbeti işleyen, Makam kaygısızlar, gurbete düşmüş ruhun, vuslatını araması liyakatiyle şereflenen ve liyakati sabırla ölçümleyen cihangirler, tarih sahnesinde örnek hayatlarıyla karşımızda tüm açıklığıyla duruyor. Bu cihangirlerin en büyük sermayesi, yokluğu varlığa sermaye yapmaları, onları değerli kılmakta..
Kuşkusuz en büyük cihangir sadrını çatlatacak bir yükü taşıyan Hz. Peygamber (s.a.v) idi. Bu aşk ile İstanbul surlarını gönül ve aşk toplarıyla döven Fatih, Allah’tan gayrı nefes almayıp çölü geçen Yavuz,
 Seferde aşk ile topu omuzlayan Kanuni Sultan Süleyman’dı cihangir…
 İlginçtir 5 Eylül 1795 tarihinde Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan bir antlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koyuyorlar. Böylece bu anlaşmayla ABD yıllık vergiye bağlanmış oluyor. Bu, ABD’nin 200 yılı aşkın bir süre için yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesi kabul edilmiş olan tek Amerikan belgesi olma özelliği taşıyor. III. Selim ABD. Başkanını muhatap kabul etmiyor ve bir beylerbeyi tarafından anlaşma imzalanıyor.
Örnekler çok muhakkak, bugün ‘’mevzu bahis vatan ise gerisi teferruattır’’ sözünü dilden dile gazete yazılarında işleyen birkaç basiretsiz cihangir vatan adına,kutsal bayrak adına çığırtkanlık yapıp münafık gözlerle insanları etkilemeye dursun, III. Selim’in cihangirliğini bilmeden yaşamanın ayıbını, cehaletleriyle süsleyip avuna dursunlar.
Vizyonu olmayan ufukları Hamidiye ve Kavlağanlık arasına sıkışan, vizyonsuz vatanseverler, içi boş tenekelerden başka bir şey değillerdir. Kutsal ecdat sözlerinden tekerlemeler söylerken II. Abdülhamit’in zamanın en zor dönemini yaşarken dünya, Bir karış vatan toprağını vermeyen ruhu ile karşılaşsalar terk edecekleri ilk şey kendi vatanları olurdu. Küllerinden genç ve dinamik bir cumhuriyet kuran, topyekun birlikteliğin ateşe dönüşüp hainleri yaktığı Kurtuluş mücadelesinin baş kahramanının, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının kesitlerini 3 buyotlu göremeyen gözleri tabiî ki kördür. Kuru sevdalar adına bayrak saygısızlığı yapıldı derken ihanetlerinin ateş olup, bir gün, kendilerini yakacağını bilmeliler.
Sözler ok gibidir söylenmediğinde söz sahibinin esiri, söylendiğinde sahibi sözün esiri olmaktadır. Bu nedenledir ki çok konuşmak çok hata yapmayı beraberinde getirmektedir. Konuşmadan veya yazmadan bin düşünmek gerek, Utanılacak söz sahibi bazen bir gazeteci, bazen bir edebiyatçı bazen de sade vatandaş olabilmekte.. Susmadan ama doğruyu öğrenip konuşmayı, yazmayı prensip edinmek erdemini yakalamalı bazılarımız. Örnek, geçmiş güzel yaşamlarda olduğu gibi günümüz yaşamlarında da bulunabilmekte arayanlara...
Kuru sözler yerine kutsaliyeti olan, her dönem önemini ve özelliğini yitirmeyecek söz sahiplerini kutluyorum. Aynı M. Zahit Emre Beyin Sözü gibi ‘Sevmek sanattır, sevmek zarafettir, sevmek ibadettir.’ Yazısını;
Vatan adına, Bayrak adına konuşan, bir başkasının vatan sevgisini ihanetle yalanlarla süsleyip, yorumlayan, vasfı kimliği ne olursa olsun şeceat sahibi olmamış , iffetsiz vatanseverci kuru cihangirler, Susuz ve sevgisiz kalplerine merhem olarak okumalarını öneririm.
Sözün ulaştığı yer,yayıldığı alan kadar kıymetlidir. Doğruyu söylemek gerekti onu yaptık. Buradan hareketle nasihati kimin verdiğinin ne önemi var Mevzubahis VATAN
Â
Vesselam!
HÜSEYİN ŞAHİN
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız




